Denemelerim

blog'a geri dön

4 yorum var - 08 Şubat 2008 19:39

Sert bir tokat sesini en iyi anlatan kaç cümle vardır ki? Ne utanç verici bir şey birine vurmak, onun canını yakmak. Oysa o, karşısındaki için ne de güzel duygular besliyordur.

O zamanlar henüz lisedeydim. Evden çıkmış otobüse binmiştim. Okula gidiyordum. Okuluma hayli uzak bir yerde inmiştim. Daha yeni, iner inmez gözüm bağrışmaların geldiği bir arabaya takıldı. Araba yolun kenarına park etmiş öylece duruyordu. Pencereleri açıktı. Böylece içeride konuşulanları tam olarak duyamasam da ne olduklarını anlayabiliyordum. Dört kişiydiler ikisi önde diğer ikisi arkada. Sürücü koltuğundaki erkek hemen yan koltuğunda oturan kıza bağırıyordu. Üzerinden çok uzun zaman geçti. Ne konuştuklarını hatırlamıyorum ama kavga ettikleri kesindi. Arkadaki kızla erkek onları izliyorlardı. Hallerinden hiç de memnun olmadıkları belliydi. Kavgaya onlar mı sebep olmuşlardı bilemiyorum ama oldukça pişman görünüyorlardı. Korkuyorlardı da. Birden ne olduğunu anlamadım. Erkek kıza okkalı bir tokat attı. Sonra devamı geldi. Kafasına, yüzüne defalarca kez vuruyordu. Vurmadan önce kız o kadar normal bir şekilde ama olayın rehavetinden olsa gerek biraz da hararetli bir şekilde açıklamaya yapmaya çalışıyordu. Sanki bir şeyi anlatma derdindeydi. Ama karşıdan sözler değil tokat bombardımanı gelmişti. Kızın sesi öyle bir değişti ki çığlıkları aslandan kaçan bir ceylanın avcısına yakalanınca değişen sesi gibi aniden değişti. Ağlamaya başlamıştı. Elleriyle yüzünü kapatmış, tel tel saçları da ellerinin üzerini örtmüştü. Zaten o ilk tokatta saçları yanından yüzlerce kilometre hızla geçen bir araba varmışçasına dalgalanmıştı. İğrençlikleri saymazsak çok güzel saçları vardı. Ama tokadı atan adam bir elini direksiyona diğer elini de yan koltuğa dayamış başı dik, kaşları çatık, burnu hava, gururla duruyordu. Görseniz millî bir başarı elde etmiş sanırsınız ya da çok meşhurdur erkek çocuğu olmuştur. Bütün bunları yürürken izliyordum. Ama o tokatlardan sonra kaldırımın ortasında kala kalmıştım. Bir süre daha izledim onları. Sonra korktum. Hızla ilerledim. Beni de dövmesinden korkmuştum.

Okula gittiğimde buz kesmiştim. Arkadaşlarım espri de olsa kız arkadaşlarımın yüzlerini asmalarına sebep olsa onlara hiddetle bakıyordum. Bir yandan da hayaller kurmaya başlamıştım. ‘Keşke o adamdan daha güçlü olsaydım da onu o tokatları atmadan önce engelleyebilseydim.’ Kendime mi kızıyordum yoksa böylesi güçsüz oluşuma mı bilemiyorum. Olayın sorumluluğunu kendime almıştım. Suçlu bendim. Oysa gerçek bu değildi. Ama nedense bütün suçu güçsüzlüğümde görüyor acizce tüm olan biteni utanmadan izlemiş olmaktan yerin dibine girmek istiyordum. Hoş yerin dibine girmekten de korkuyordum. Gerçekle çok az yüzleşmiş olmam, yüzleşin de hemen tüm sorumluluğu üzerime almış olmam gerçeklerden kaçmama da sebep oluyordu.

Bu olaydan sonra kadınlara bakışım değişmedi. Hala onlar benim gözümde biz erkeklere olsa olsa görebileceğimiz en güzel, en muhteşem hediye olabilirlerdi. Yoksa en yetenekli heykel tıraşın imrenerek baktığı eser olan ‘kadın’ı biz nasıl olur da hak edebilirdik? Ama yine de, kötü anlamda değil, kadınlara daha çok acır oldum. Acıdım çünkü gerçekten de hak etmedikleri ölçüde eziliyorlardı. Ne çok isterdim kadınların aynı zarifliklerini koruyup devasa güçlerinin olmasını. Böylece hiçbir erkek bir kadına el kaldırmaya cüret dahi edemezdi.

Feminist değilim. Olamam da zaten. Aptalca bir şey olduğunu düşünüyorum. Ancak, bir erkek bir kadınla, bir kadın da bir erkekle tamamlanabilir. Kimse kendisine yetemez. Duygularımızı başkalarına aktarmalıyız. Yoksa budanmayan bir ağaç gibi kendi kendimize zarar verir, insanlığımızı unuturuz.

Canım karıcım. Evlendiğimiz günü hiç unutmuyorum. O gece iki zıt duyguyu beraber yaşamıştım. Hem en mutluydum hem de en mutsuz. Ama mutluluğum mutsuzluğumu suda eriyen şeker gibi yok etmişti. Mutsuzdum diyorum çünkü gelinliğiyle balkona çıktığında tek bir yıldızı bile görememiştik. Işıl ışıl parlıyordu gelinliğinin içinde. Öyle sanıyorum ki o, böylesine parıldarken hiçbir yıldız yanında sönük kalmak istememiştir ve dünyayı terk etmişlerdir. Yıldızlar da utanır mıymış diyeceksiniz. Evet, hem de çok utanmışlar. Eminim ki bir daha hiç gelmeyecekler. Tek bir gülün dikenini bile koparmamak dileğiyle…

E.P.

ilk yorumu ben yapıyorum hadi kıymetimi bil:D Kardeşim gerçekten güzel bir konuya değinmişsin, kadına uygulanan şiddet... Bir kadına nasıl el kaldırılabilir, ya da bunu yaptıktan sonra nasıl bir zihniyetle delikanlılık taslanabilir anlamış değilim... Bir bayana el kaldırmak delikanlılık değil, ezikliktir... Hele bir de sevdiğin bir insana, aşık oldugun o kadına nasıl acımasızca şiddet uygulanabilir... Ne sebeple olursa olsun bir bayana el kaldırmak bir insanın aciz olduğunu gösterir... Böyle güzel bir konuya değindiğin için teşekkür ederim arkadasım... Yazının sonunda yazıdan kopmussun, fakat son cümlede konuyu bağlamıssın:D yazılarının devamını bekliyoruz...

darkness26  09 Şubat 2008 17:08  

biliyorum sende bunların farkındasındır ve ilerleyen yazılarında da yavaş yavaş düzelteceksindir..
olay akışı,konular ve verilen dersler çok güzel ama..
hikayeleme kısmında betimlemede biraz sıkıntı var gibi bence...
hikayedeki kahramanları,mekanları ve olayları biraz daha iyi betimleyebilirsin kanımca...
başarılar diliyorum vede artık bu yazılara bi son ver arkadaşş yhaa... :):)

rEbEl aViAtOr  09 Şubat 2008 18:35  

bencede betimlemelerde sorun var gibi...biraz daha...biraz daha...

fenn  11 Şubat 2008 12:28  

düzgün yaz lan. :D

Dark Moon  27 Şubat 2008 22:34  
bu yazıya puanı basanlar: