Denemelerim7 yorum var - 01 Şubat 2008 00:45Kavga ettim. Üstelik utanç duyduğum bir şey de yaptım. Benden çok büyük birisine el kaldırdım. Yetinmedim suratını dağıttım. Hınçla saldırdım ona. Bir otobüs dolusu adam elimden alamadılar zavallıyı. Sinirli miydim, ona mı patladım? Hayır. Gayet normaldim. Hem de hiç olmadığım kadar mutluydum. Canımdan, aşkımdan haber almıştım. Beni ne kadar sevdiğini yazan bir mektup almıştım. Neşeyle eve gidiyordum onu okumak için. İşte bindiğim o otobüste oldu her şey. İstemedim. İnanın istemedim o zavallıyı o hale getirmeyi. Ama o zorladı beni. Bahane mi bu? Hayır, asla değil. Üzgünüm, çok üzgünüm. O otobüsü kaçırmış olmayı ne kadar isterdim. Benden kilometrelerce uzakta olan canım sevgilime mektup yazmıştım iki hafta önce. O da cevap yazmış. Postacılar eve gelmiş ama evde yokmuşum. Tekrar gitmiş mektup postaneye. Bir not bırakmışlar. Erdoğan Bey mektubunuz var diye. Notu alır almaz nasıl bir hızla arabama koştum anlatamam. Heyecanla son sürat gittim postaneye arabamı park ettim, içeri girdim. Posta görevlisi mektubumu diğerlerinin içinde ararken o mu yok, diğeri o zaman yok, o zaman bu, kesin bu diye düşünüyordum. Postacı mektubu buldu, Erdoğan Be… Dedi kaldı. Mektubu öyle bir hızla aldım ki koklaya koklaya içime çektim. Dışarı çıktım, arabam yoktu. Görevli yanlış park ettiğim için arabamı çektiklerini söyledi. Hiç umursamadım, koştum, koştum. Olanca gücümle, hızımla koştum. Koştum ki yetişeyim durakta gördüğüm otobüse diye. Otobüse binen yolcular bitti ama şoför gitmedi. Beni gördü ve binmemi bekledi. Ah keşke beklemeseydi. Ne olurdu beklemeseydi? Umursamasaydı, yok saysaydı, görmezden gelseydi. Ne olurdu ki, ilk defa gördüğü, benden nefret etseydi, kötü bir insan olsaydı da koşmama acımasaydı. Zamanı biraz geri almayı ne çok isterdim. Otobüse uzun atlama atleti gibi uçarcasına bindim. En arkaya o kadar hızlı geçtim ki yanından geçtiklerimin saçları dörtnala koşan atın yelesi gibi dalgalandı. Otobüs gün gezmelerinden gelenlerin dedikodularıyla uğulduyordu. Nefret ediyorum dedikodudan. Yok, nefret etmiyorum seviyorum. Ama bunların ki iğrenç dedikodular, içleri hasetliklerle dolu, nefret kusuyorlar, aşkın içindeki kıskançlık gibi değil kurtlarından çatlarcasına kıskanıyorlar bahsettikleri insanlardan. Söyledikleri her söz çöp yığınlarından çıkan duman gibi üzerime geliyor, kulaklarımdan girip içeri sımsıkı düğüm atıyor ve beni tavana asıyordu. Dayanamadım. Öleceğim sandım. Arka kapının oraya merdivenlere çöktüm. Taktım kulaklıklarımı, son sese açtım. İşte çalıyor Leonard Cohen’dan Dance Me To The End Of Love. O kadar mutluydum ki. Çamura oturduğumu ayağa kalkınca fark ettim. Arkamda bir kıpırdanma hissettim birden. Kulaklıklarımı çıkardım, ayağa kalktım. İnmek için hazırlanmış orta yaşın biraz üstünde, saçları hala dökülmemiş, bıyıklı, ortalama boy ve kiloda sıradan bir erkek gördüm. Gözlerini dikmiş sanki toplumun yüz karasıymışım gibi bana bakıyordu. Çekindim. Aslında böyle durumlarda hiç çekinmem ama bu sefer, öyle sanıyorum, içinde bulunduğum mutluluk, aşkımı kaybetme korkusu verdi bana. Dayanamadım sordum: —İnecek misin ağabeycim? Cevap gelmedi. Düğmeye bastı. Düğmeye basarken bana omuz atmaya çalıştı ama ben kenara çekildim. Anladım ki inecek. Hiç sorun etmedim bana verilmeyin cevabı. Adam geçti indi. Tam indi bitti gitti, onun boş kalan yerine oturayım bari, derken birden bana döndü. -“İnsan mısın lan sen” dedi. Şok olmuştum. Sebebini düşünmeye çalıştım o daracık zamanda ama bulamadım. Arkasına defalarca kez duyduğum küfürler gelmeye başladı. Anladım ki adam küpeme ve piercingime takmış. Sakallarım ise onu çileden çıkarmaya yetmiş de artmış. Ne var yani? Allah Allah! Sakalımı istediğim gibi keserim; kaşıma, gözüme istediğim şeyi takarım. Ne olmuş yani? Var mı bunun bir açıklaması? Bağnaz herif. Sanki tek dindar o, sanki tek namuslu o, sanki tek aile terbiyesi görmüş o ve onun gibiler. Bu söylevleri bana olduğu kadar benim canım aileme de söyleniyordu. Hiç düşünmedim sinirden deliye dönmüş gözlerimi adamın üzerine diktim ve otobüsün hala açık olan kapısından adamın üzerine çullandım. Yere düştük beraber. Defalarca kez yumrukladım onu, yumrukladım. Vurdukça adamın feryadı değil de benim delirmişçesine duyulan çığlıklarım inletti etraftakilerin kulaklarını. İşte o an herkes olayı anladı ve etrafımızı sardılar. Zavallı adamcağıza vuruyor, vurdukça sinirleniyor, beni ondan ayırmaya çalışan elleri hınçla fırlatıyordum. Birden kesildi her şey. Ne çevremdekilerin beni durdurma çabaları ne de zavallının feryadı. O sessizlikte adama hiddetle saldırırken sen misin lan sen misin tek doğru düzgün adam, sana mı kaldı lan it hı! Sana mı, diye kükrüyordum. Savaşı kazandığımı sandım. Zor fark ettim adamcağızın bembeyaz kesildiğini. İğrenircesine üzerinden kalktım. Korkudan değil öldürdüğüm şeyin leş olduğunu düşündüğümden göz bebeklerim büyüdü. Nefret ettim o rezillikten, rezilliğe sebep diye gösterdiğim ölü bedenden. Sonra birden üzerime gelen sayısız darbe… Hapiste öğrendim linç etmeye çalışmışlar beni. Hapiste yatarken tek kişilik hücremde, mahkeme gününü beklerken, soğuk betondan olsa gerek birden o an ki cinnet halimi dışarıdan izleyen sakin bir adam oldum. Boynuma sarılmış üzerime portakalları dökülen çocuğu hatırladım. Bırak babamı diyen gözü yaşlı o çocuğu. Düşündükçe ağladım. Saatlerce ağladım. Öyle ağladım ki gardiyan gelip bakmak zorunda kaldı. Çılgına dönmüştüm. Hastaneye götürüldüm. Kendimi az biraz toparlamışken sizlere bu yazıyı yazdım. Anladım ki çocuk, otobüs durağında babasını bekliyormuş. Annesinin verdiği parayla portakal almış. Babası inince güle oynaya eve gideceklermiş. Ben ne kötü bir şey yaptım. O adamı öldürmekten değil, o çocuğun hiçbir yalvarmasına aldırış etmeyişimden utandım kendimden. Öyle utandım ki kendimi öldürme kararımı işte böyle aldım. Ben bu dünyayı hak etmeyecek kadar rezil bir mahlûkum. Beni affetmeyin bu onursuzluk olur. Hoşça kalın demeyi çok isterdim. Söyleyebileceğim tek şey. Ben hasta ruhlu bir insanım. E.P. kanımca ilk okuma ve ilk yorum bana ait aslında beklesemmi diye de düşünmedim değil ama tazeyken diyim diceklerimi haddime diil belkide sadece okuduğumda düşündüğümü yazıyorum... hani böle bu yazıda daha büyük bi beklentim oldu benim olay daha büyük bişey olmalıydı evet önemli bi konu yaşanıyo yaşayanlar var yaşayan arkadaşlarım var ama hani ölüm hücre neyin bilmiyorum içinde daha büyük bi sorun aramıştım ben tamam çok uzatmim:)) asosyomatik 01 Şubat 2008 01:01adamın duygularını biraz daha irdeleyebilirdin die düşünüyorum ben,ama sevdim yine:) fenn 01 Şubat 2008 12:56artık birileri bu yazıların önünü kesmeli... :P rEbEl aViAtOr 02 Şubat 2008 19:02tebrik ederim arkadasım çok güzel bir konuya değinmişsin fakat '' asosyomatik'' arkadaşın dediği gibi yazı kendinden beklenen sonucu vermiyor, daha büyük farklı bir olayla sonuçlanır diye düşündüm yazıyı okurken ama beklediğim gibi çıkmadı, sonuç basit olmus... darkness26 03 Şubat 2008 19:38Yapılan tüm yorumlar yerinde. Ben de sizlerle aynı fikirdeyim. Teşekkürler. infatuationlove 04 Şubat 2008 18:44bu yazıya puanı basanlar:
|