Denemelerim

blog'a geri dön

11 yorum var - 19 Ocak 2008 21:26

Bazı anlar olur. Üzülür, kendi kendinize birçok şeyi düşünmeye başlarsınız. Bu düşüncelerin bazılarında onlarca arkadaşınız olmasına, ailenizle çok iyi olmanıza ve hatta hiç alakası olmayan bakkal tezgâhtarıyla bile durduk yere muhabbet edip neşelenmenize rağmen yapa yalnız olduğunuzu hissedersiniz. Bir an durur tüm düşünceleriniz. Düşündüğünüz her şey yerini yalnızlık olgusunun sizde olaya dönüşmesine bırakmıştır. Yan odada arkadaşlarınız veya ailenizden birileri vardır ama siz o odada hayatta yalnız, yapa yalnız olduğunuzu hissedersiniz. Birden her şey, hayatınızdaki bütün o güzel şeyler, karamsarlıkla çatışma halindedir. Çok ısrar edersiniz hayatınızın güzel olduğuna kendinizi inandırmaya. Ama karamsarlığın galip geldiği bir andır bu. İşte burada tam da burada hayatınızda yapmayacağınız şeyleri yaparsınız. Arkadaş olarak o kadar çok kişi vardır ki sizin için, o kadar çok şey paylaşır ve o kadar çok güzel anılarınız vardır ki ama siz yine de onları bile sizi seven birileri olarak değil de sadece görüştüğünüzde mutlu olduğunuz insanlar olarak anarsınız. Ve yapmayacağınız şeyleri yapmaya başlar, hayatınızda pek de değeri olmayan olsa bile bunu çoktan yitirmiş, unutulmuş birini hatırlamaktan kendinizi alamazsınız. Yalnızlık denen düşman sizi istediği kıvama getirmiştir. İçinizden öylesine güzel şeyler dökülür ki bunlar sadece delicesine âşık olduğunuz birine veya canınızdan çok sevdiğiniz ailenize söylenecek sözlerdir. Ama o an da bunları hayatınızdaki görünmez, az değerli birine söylersiniz. Cep telefonunuzu açar içinizden kopan her kelimeyi cana can katarcasına yazmaya başlarsınız. Öyle güzel yazarsınız ki dünyaca ünlü Rus yazar ve şair Puşkin’in şiirleriyle bile kıyaslamaya cüret edersiniz. Puşkin de olsa anca bu kadar yazardı dersiniz. Çünkü onlar sizindir, size aittir. Her kelimesinde sizden parçalar vardır. Hem böyle düşünmekte de gayet haklısınızdır. Bu yazı sizin hissettiklerinizle yazılmıştır çünkü. Kendi içinizde sorduğunuz her soruya direk cevaptır. Kendinizi toparladığınızda ne kadar da boş bir şey yaptığınızı düşünürsünüz. Böylesi birine, sizde bunu hak edecek değeri olmayan birine böyle şeyler yazdığınız için kızar, öfkelenir ve kendi kendinize nasihatler edip sözler verirsiniz. Karşıdansa gelen cevaplar ya da hiç gelmemiş olanlar sizi daha da öfkelendirir. Kendinize iyice geldiğinizde anlarsınız ki bu sözler yazdığınız o kişiye değildir, başka birisine de değildir. Bunlar ‘sevgi’nin ta kendisinedir. Lakin sevgi tek başına da böylesine harikalar yaratmasına rağmen iki kişiliktir ve bu sebepledir ki karşınızda birisine ararsınız. Çünkü sevginin doğurduğu hisler dokunma duygusunu da mecbur kılmaktadır.

Sizi seven onca arkadaşınızın yanında neden yalnız olduğunuzu hissettiğinize gelince ise bu tamamen bir iç çatımadır. Sizi yalnız olduğunuza inandıran şey arkadaşlarınızın olmayışı, insanlarla iyi ilişki kuramıyor olmanız değildir ki zaten öyle değilsinizdir. Birçok arkadaşınız vardır ve çevrenizce sevilirsiniz. Ama tüm bunlara rağmen sizi yalnızlığa iten şey: yaşadığınız sorunlardır. Onları kimseye anlatamaz kendinizi insanlardan çeker, bir köşede sessizce o sorunu çözmeye çalışırsınız. İşte sevenlerinize rağmen yalnız hissetmenizi sağlayan şey budur.

E.P.

diyorum ki bazı dönemlerde böyle şeyler hisseder ve yaşarız sende hepimizi yalnızlığını çok güzel ifade etmişsin. başka insanları avuntu aracı olarak kullanmak yerine aynada kendimize söylesek daha mutlu oluruz. sevgi kelimesi kendini sevmekle başlar başka insanlara aktarılır paylaşımdır. paylaşım için önce kendimizi sevmeliyiz

zlm  20 Ocak 2008 02:01  

süper yazmışsın kendimi yazında buldum ..
tarif edemidiğim duyguları kelimelere dökmüşsün
inan boynuna sarılasım geldi.. çok duygulandımm.. neredeyse ağlayacaktım... bu kadar anlamlı sözcüğü nasıl oluyorda böyle yan yana getirebiliyorsun..

rEbEl aViAtOr  20 Ocak 2008 02:47  

o kadar benden ki,

monaliza  24 Ocak 2008 01:24  

son zamanlarda içinde boğulduğum düşüncelerimi yazıya dökmüşsün , çok iyi...

cigdems  24 Ocak 2008 01:28  

hepimizin yaşadığı şeylerin yazıya dökülüşü...

fenn  28 Ocak 2008 00:35  

insan yalnız hissetmek istedikten sonra sonra,kendisine her türlü bahaneyi yaratabilir,yeter ki istesin...

simaLL  28 Ocak 2008 01:08  

beni neden ele verdin?

jade libra  30 Ocak 2008 00:33  

yalnızlık üzerine damlayan bi leke gibidir; içinde rengarenk topların olduğu matik deterjanların, renkleri soldurmayan leke çıkarıcıların baş edemediği türden... o yüzden belki de hep kendini ele verir...

evvel zaman  30 Ocak 2008 08:30  

yalnızlık evet herkesin damarı kanımca. yalnızlık hissi doğdumu onu öldürene kadar neler yapmayız ki. belki uzun soluklu bi msj belki bi özel numaradan arama (ki yaptım:)) belki kapı çalma..sora hata desek de bunlar da o yalnızlıkla bi bütün halinde yaşıyorlar içimizde... yalnızlık anında geri dönüşsüz hatalar yapmamak dileklerimle güzel yazı:)

asosyomatik  31 Ocak 2008 01:34  

Yalnızlık
olsa olsa bir tipi
gecenin yakasında
oysa güneşin
yakası yok
dudağı gök
o yüzden mi
biraz da sevda formundadır
bulutlar
tuncay takmaz

yüreğine kalemine ve eline sağlık ,pek çoğumuzun yaşadığı ve dile getiremediği bir yazı ,senin yazın ama bizden (en azından benden) çok fazla şey bulduğumuz bir yazı ,
peki bu yaşadığımız dile getiremediğimiz ,senin yazını okuyunca evet işte benim yaşadıklarım bunlar dediğimiz bizi sevdiklerimizden koparan bu yalnızlık la nasıl mücadele edeceğiz ,bunu kendime çok sık sorar oldum son zamanlarda ,ve şimdi bir defa daha kendime ve hepinize sorabilirmiyim evet ne yapacağız biz bu yalnızlıkla ,yalnız değilken etrafımızda bir sürü insan ,sevdiklerimiz varken bu yalnızlığa karşı ne yapacağız ........

velvet kisses  31 Ocak 2008 11:58  

Çok güzel bir yazı olmuş, yazında sanki benim ruh dünyamı anlatmıssın... Yorumlara baktıgımda herkes benim gibi yazıda kendini bulmus... bu tür yazılarla okuyucu kitleni büyütüyorsun :D:D:D

darkness26  03 Şubat 2008 19:52  
bu yazıya puanı basanlar: